Dişte Uzmanlık Tezleri
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Atrofik maksillada farklı dizaynlarda yerleştirilmiş zigomatik implantlar üzerine yapılan farklı hibrit protezlerin stres dağılımı: Bir sonlu elemanlar analizi(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2025) Altın, Yakup; Çolpak, Emine DilaraStress Distribution of Different Hybrid Prostheses Constructed on Zygomatic Implants Placed in Various Designs in the Atrophic Maxilla: A Finite Element AnalysisÖğe Ağız solunumu yapan hastaların masseter kas kalınlıklarının ultrasonografi ile değerlendirilmesi(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2024) Köse, Mehmet Numan; Çimen, TansuAğız solunumu, çeşitli faktörlere bağlı olarak meydana gelebilen normal solunum paterninin patolojik bir versiyonudur. Kraniyofasiyal yapıların dengeli olarak büyüyebilmesi için burnun normal solunum fonksiyonunu yapabilmesi çok önemlidir. Kronik hale gelen ağız solunumu, kraniyofasiyal kompleksin büyümesini olumsuz olarak etkiler ve dental yapılar ile komşu iskelet kas yapıları üzerinde de problemler oluşturur. Bu çalışmada ağız solunumu yapan bireylerde masseter kas kalınlıklarının ultrasonografi yöntemi ile değerlendirilerek bu durumun çiğneme sisteminde kaslar üzerine olası etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ultrasonografi tekniği, masseter kas kalınlığının değerlendirilmesinde kolay uygulanabilir, eş zamanlı hızlı görüntüleme sağlayan ve bilinen kümülatif biyolojik bir yan etkisi olmayan avantajlı bir tekniktir. Bu çalışmaya 18-65 yaş aralığında 50 ağız solunumu yapan ve 50 normal burun solunumu yapabilen toplam 100 hasta dahil edilmiştir. Masseter kas kalınlıkları hem serbest istirahat hem de maksimum ısırma konumlarında ultrasonografi yöntemi ile ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistik sonuçlarına göre ağız solunumu yapan erkek hasta grubunda masseter kas kalınlıklarının azaldığı görülürken kadın hasta gruplarında anlamlı bir fark görülmemiştir. Yaş değişkeniyle ölçüm değerleri arasında bir ilişki izlenmemiştir. Kronik ağız solunumu iskelet, kas ve dental yapılar dahil birçok sisteme olumsuz etkileri olan patolojik bir durumdur ve teşhis edilerek kontrol altına alınması son derece önemlidir.Öğe Atrofik maksillada all-on-four konseptine dayalı farklı altyapı materyallerinin gerilim dağılımının üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2025) Oghalı, Hassan Majıd Najı Agha; Çolpak, Emine Dilara; Tatar, Numan[Abstract Not Available]Öğe Pell & gregory ve winter sınıflandırmasıyla klasifiye edilmiş gömülü yirmi yaş dişlerinin kan grupları ile ilişkisinin incelenmesi(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2024) Gülşen, İbrahim Tevfik; Çimen, TansuAlt çene yirmi yaş dişleri ağızda en fazla gömülü kalan dişlerdir ve ABO ve Rh kan grupları ile bu dişlerin gömülü kalma durumları arasındaki ilişkiyi bulmak hangi populasyonların ve hangi bireylerin gömülü kalma yönünden daha savunmasız olduklarını tahmin etmek ve daha iyi bir müdahale için önem arz etmektedir. Aynı zamanda gömülü alt yirmi yaş dişleri pozisyonlarına göre çeşitli sınıflandırmalar ile klasifiye edilmiş olup en fazla kullanılan sınıflandırmalar Winter ve Pell & Gregory sınıflandırmalarıdır. Çalışmamızın da amacı Pell & Gregory ve Winter sınıflandırmaları ile klasifiye edilmiş gömülü alt yirmi yaş dişlerinin kan grupları ile bir ilişkisinin olup olmadığını incelemekti. Bu bağlamda, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na 1 Mayıs 2023 ile 31 Aralık 2023 tarihleri arasında muayene olmak için gelen, kriterlere uyan 534 hasta (274 erkek-260 kadın) rastgele seçildi ve bu hastalara ait 890 gömülü alt yirmi yaş dişi çalışmamıza dahil edildi. Hastalar kan gruplarına göre sınıflandırıldıp mandibular gömülü yirmi yaş dişleri Winter ve Pell & Gregory sınıflandırmalarına göre klasifiye edildi. Kan grupları ve gömülü kalma arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını incelemek adına istatistiki analizler yapıldı. Çalışmamızın sonuçlarına göre Winter sınıflandırmasına göre gömülü kalma ile kan grupları arasında anlamlı bir ilişki yoktu fakat Pell & Gregory sınıflandırmasına göre cinsiyet ayrımı yapmaksızın ve taraf ayrımı yapmaksızın kan grupları ile sınıfların arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağlantı olduğu bulunmuştur (p=0,008).Öğe Küçük azı ve ikinci büyük azı olgunluk indekslerinin 12.yaşı tahmin etmedeki etkinliklerinin incelenmesi(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2025) Koçoğlu, Rukiye Elçin; Sürme, KorayAmaç: Yaş belirleme, çocukların hukuki ve sosyal haklarını tanımlamada kritik bir rol oynamaktadır. Birçok ülkede, ceza ehliyeti için minimum yaş sınırı 12'dir. Bu çalışmada, Türk popülasyonunda birinci küçük azı (IPM1), ikinci küçük azı (IPM2) ve ikinci büyük azı (I2M) olgunluk indeksleri ile alt çenedeki yedi dişin olgunluk indekslerinin toplam değeri (S değeri) kullanılarak, 12 yaş sınırını için kesim noktaları belirlenmiştir. Ayrıca, bu kesim noktalarının tanısal performansları değerlendirilmiştir. Yöntem: Retrospektif olan bu çalışmada, 8–16 yaş aralığındaki bireylere ait toplam 1136 ortopantomografi incelenmiştir. Örneklem rastgele olarak eğitim ve doğrulama grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Eğitim grubunda IPM1, IPM2, I2M ve S değeri ölçülerek 12 yaş sınırı için kesim noktaları belirlenmiştir. Doğrulama grubunda, bu kesim noktaları için alıcı işletim karakteristiği (ROC) eğrileri oluşturulmuş ve eğri altında kalan alan (AUC) hesaplanmıştır. Gözlemciler arası ve gözlemci içi uyum, sınıf içi korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Optimum kesim noktaları kızlarda; IPM1 için 0,014, IPM2 için 0,069, I2M için 0,184 ve S değeri için 0,350 olarak, erkeklerde ise IPM1 için 0,030, IPM2 için 0,090, I2M için 0,191 ve S değeri için 0,412 olarak belirlenmiştir. Erkek grubunda en yüksek AUC değerleri; tek değişkenli yöntemlerde 0,966 ile I2M'de, iki değişkenli yöntemlerde 0,969 ile I2M+IPM1'de hesaplanmıştır. Kız grubunda en yüksek AUC değerleri; tek değişkenli yöntemlerde 0,950 ile IPM2'de, iki değişkenli yöntemlerde 0,950 ile IPM1+IPM2'de hesaplanmıştır. S değeri içeren yöntemde AUC değeri kızlarda ve erkeklerde sırasıyla 0,951 ve 0,970 olarak hesaplanmıştır. Sonuç: IPM1, IPM2, I2M ve S değeri Türk popülasyonunda 12 yaş sınırının ayırt edilmesinde yüksek tanısal performans göstermiştir. Kızlarda yöntemler arasında AUC değerleri açısından anlamlı bir fark saptanmamış, erkeklerde ise bu fark yalnızca IPM2 yönteminde görülmüştür. Anahtar Kelimeler: adli yaş tahmini, yasal yaş sınırı, olgunluk indeksi, ROC analiziÖğe Hızlı üst çene genişletmesi sırasında oluşan kök rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulaması etkisinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2025) Güneş, Tuğçe Esra; Akın, MehmetAmaç: Bu çalışmanın amacı, hızlı üst çene genişletmesi (HÜÇG) sırasında oluşan kök rezorpsiyonunun iyileşmesine piezosizyon uygulamasının etkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirmek ve piezosizyon uygulanan ve uygulanmayan taraflar arasında karşılaştırmalı değerlendirmektir. Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda bonded tip akrilik cap splint apareyi ile HÜÇG tedavisi tamamlandıktan sonra rastgele tek taraflı piezosizyon uygulanan 11-15 yaş aralığındaki 20 hastanın (11 kız, 9 erkek) tedavi öncesi (T0) ve 3 aylık retansiyon dönemi sonrası (T1) KIBT kayıtları değerlendirilmiştir. KIBT kayıtları Mimics Medical 20.0 yazılımında (Materialise NV, Leuven, Belgium) analiz edilmiştir. Üst birinci premolar, ikinci premolar ve birinci molar dişlerinin kök rezorpsiyon miktarları, piezosizyon uygulanan ve uygulanmayan taraflar için karşılaştırılmıştır. Grup içi karşılaştırmalarda Bağımlı Örneklem T Testi, gruplar arası karşılaştırmalarda ise Bağımsız örneklem T Testi kullanılmıştır. Bulgular: Birinci ve ikinci premolarlar ile birinci molar dişlerde hem kontrol hem de piezosizyon grubunda T0–T1 arasında istatistiksel olarak anlamlı hacim azalmaları saptanmıştır (p<0,001). Ancak kontrol grubunda hem mutlak değerler hem de yüzdelik oranlar açısından kök hacmi kayıpları piezosizyon grubuna kıyasla belirgin derecede yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu sonuçlar, piezosizyon uygulamasının HÜÇG sürecinde kök rezorpsiyonunu tamir edici etki gösterebileceğini, tedavi etkinliğini olumsuz etkilemeden kök yüzeyi korunmasına katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: hızlı üst çene genişletmesi, kök rezorpsiyonu, piezosizyon.Öğe Erken doğumun ağız ve diş sağlığına etkisi ve erken çocukluk çağı çürükleri ile ilişkisi(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2025) Bal, Duygu; Keskin, GülERKEN DOĞUMUN AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞINA ETKİSİ VE ERKEN ÇOCUKLUK ÇAĞI ÇÜRÜKLERİ İLE İLİŞKİSİ Amaç: Bu tez çalışmasında erken doğan bebeklerde ağız ve diş sağlığının farklı indeksler kullanılarak değerlendirilmesi ve Erken Çocukluk Çağı Çürüğü (EÇÇ) görülme sıklığının sosyodemografik ve beslenme ile ilgili risk faktörleri de ele alınarak normal doğan bebeklerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çocuk Diş Hekimliği Anabilim Dalı Bölümü'ne başvuran; yaşları 32-76 ay arasında değişen 131 kız, 126 erkek olmak üzere toplam 257 çocuk dahil edildi. 36.hafta ve daha öncesinde doğan çocuklar "Erken doğan" grubuna, 37.hafta ve sonrası doğan çocuklar ise "Normal doğan" grubuna dahil edildi. EÇÇ için risk faktörü olabilecek sosyodemografik, prenatal ve postnatal veriler kaydedildi. Ağız ve diş sağlığı verileri ise Uluslararası Çürük Tespit ve Değerlendirme Sistemi (ICDAS II), dmft, gingival indeks ve plak indeksi kullanılarak değerlendirildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: EÇÇ görülme oranı, normal doğan çocuklarda %65,4 iken erken doğan çocuklarda %65,3 olarak bulundu. Erken doğan ve normal doğan çocuklar arasında ortalama dmft değeri, plak indeksi, gingival indeks, ICDAS II kodu ve EÇÇ varlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Babanın eğitim düzeyi, annenin gebelikte ilaç kullanımı, anne sütü ile beslenmeme, emziğin şekere batırılması, günlük şekerli ara öğün tüketim sıklığı, diş fırçalama sıklığı, ağız ve diş sağlığı konusunda ebeveynlerin bilgilendirilmesi, annedeki çürük varlığı gibi değişkenlerin dmft sonuçlarını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilediği bulundu (p<0,05). Sonuç: Elde edilen bulgular, erken doğum ile EÇÇ arasında bir ilişki tanımlamasa da EÇÇ'nin çok faktörlü bir yapıya sahip olduğunu ve bireysel, çevresel ve beslenmeye bağlı değişkenlerden etkilenebileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: erken çocukluk çağı, çürük, erken doğum, düşük doğum ağırlığıÖğe Retreatmentta rezidüel dolgu materyallerinin uzaklaştırılmasında kullanılan farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin bağlanma dayanımına etkisi(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2025) Erdem, Berat Akın; Çankaya, Tülin DoğanAmaç: Bu çalışmanın amacı, retreatment (RT) sırasında rezidüel kök kanal dolum materyallerini uzaklaştırmak için kullanılan standart iğne irrigasyonu (Sİİ), sonik (EDDY), pasif ultrasonik (PUİ), foton kaynaklı fotoakustik akım (PIPS) ve şok dalgası ile geliştirilmiş emisyon fotoakustik akım (SWEEPS) irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin, kök kanal dolum maddesi ile radiküler dentinin bağlanma dayanımına etkisini karşılaştırmaktır. Yöntem: Bu çalışmada toplamda 80 adet tek kök ve tek kanala sahip insan maksiller kesici dişi kullanıldı. Dişlerin kronları, kök uzunlukları 18 ± 0,1 mm olacak şekilde uzaklaştırıldı. Kök kanalları ProTaper Next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) eğe sistemi ve endomotor (VDW, Münih, Almanya) kullanılarak X3'e kadar preparasyon yapıldı. Kök kanalları TotalFill BC Sealer HiFlow (FKG Dentaire, La Chaux-de-Fonds, İsviçre) kök kanal dolgu patı ve uygun güta-perka kullanılarak, tek kon tekniği ile dolduruldu. RT işleminde ProTaper Universal Retreatment (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) eğe sistemi ve endomotor (VDW) ile kök kanal dolgusu uzaklaştırıldı. Ek olarak kök kanallarında X4 nolu eğe kullanılarak preparasyon yapıldı. Ardından örnekler final irrigasyon aktivasyon yöntemlerine göre 5 gruba ayrıldı (n=16); Sİİ irrigasyonu, EDDY, PUİ, PIPS ve SWEEPS. Tüm gruplarda aktivasyon işlemi, 1 mL irrigasyon solüsyonunun 30 sn boyunca 3 aktivasyon döngüsü şeklinde uygulanması ile gerçekleştirildi. Aktivasyon işlemlerinin ardından, kök kanalları aynı malzemeler ve teknik ile yeniden dolduruldu. Kök kanal dolgu patının tamamen sertleşmesi amacıyla dişler 37 °C'de 14 gün boyunca bekletildi. Daha sonra köklerden koronal, orta ve apikal bölgeleri temsil etmek üzere 1,5 ± 0,1 mm kalınlığında kesitler alındı. Elde edilen kesitlere evrensel test cihazı (AGS-X, Shimadzu Corp., Kyoto, Japonya) kullanılarak, 1 mm/dk hızda push-out testi uygulandı ve cihazda ölçülen Newton değerleri MPa'ya dönüştürülerek istatistiksel analiz yapıldı. Elde edilen verilerin normalliği Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi ve normalliğin sağlanamaması nedeniyle grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar için Kruskal-Wallis testi uygulandı. Anlamlı farklılık tespit edilen durumlarda, hangi gruplar veya kesitler arasında fark olduğunu belirlemek için Mann-Whitney U testi uygulandı. Bulgular: Mevcut çalışmada koronal kesitte SWEEPS'te kök kanal dolgu materyalinin radiküler dentine bağlanma dayanımı EDDY, Sİİ ve PUİ'ye kıyasla istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek bulundu (P<0,05). Koronal kesit için diğer gruplar arasında bağlanma dayanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Orta ve apikal kesitlerde gruplar arasında kök kanal dolgu materyalinin radiküler dentine bağlanma dayanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Grup içi yapılan değerlendirmede ise SWEEPS'te koronal kesitte, orta ve apikal kesitlere kıyasla radiküler dentine bağlanma dayanımı istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (P<0,05). Sİİ, PUİ, EDDY ve PIPS'ta kök kanal dolgu materyalinin radiküler dentine bağlanma dayanımı açısından koronal, orta ve apikal kesitler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: Özellikle SWEEPS yönteminin koronal kesitte diğer yöntemlere göre anlamlı düzeyde daha yüksek bağlanma dayanımı sağladığını ortaya koymuştur. Orta ve apikal kesitlerde ise gruplar arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. En sık karşılaşılan başarısızlık tipi koheziv kırıklar olup, SWEEPS'te bu başarısızlık tipinin koronal bölgede daha belirgin olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgular, irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin özellikle koronal düzeyde bağlanma dayanımını etkilediğini ve SWEEPS'in bu açıdan avantaj sağlayabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi olmayan retreatment, irrigasyon aktivasyon yöntemleri, push-out bağlanma dayanımı sonik aktivasyon, fotoakustik akımlanma, kalsiyum-silikat içerikli patÖğe Farklı apikal çaplara sahip tek köklü dişlerde farklı kök seviyelerinde uygulanan biyoseramik içerikli kök kanal patının kök kanal dolum kalitesine ve apikal ekstrüzyona etkisi(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2025) Kuloğlu, Bircan; Çankaya, Tülin DoğanAmaç: Farklı apikal çaplara sahip tek köklü dişlerde, farklı kök seviyelerinde uygulanan biyoseramik içerikli kök kanal patının kök kanal dolum yüzdesinin ve apikal ekstrüzyon miktarının mikro-bilgisayarlı tomografi (?BT) ile değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışmaya tek kök ve tek kanala sahip 60 adet alt premolar insan dişi dahil edildi. Standardizasyon için kök boyları 14 ± 1 mm olacak şekilde dişlerin kronları uzaklaştırıldı. Dişler apikal çapları 25/.04, 25/.06 ve 30/.04 olacak şekilde rastgele 3 ana gruba ayrıldı (n=20). Daha sonra her ana grup biyoseramik içerikli kök kanal patının uygulanma seviyesine (apikalden 4 ve 7 mm mesafede) göre kendi içinde rastgele 2 alt gruba ayrıldı (n=10). Dişlerin kök kanalları döner eğe ve endomotor kullanılarak şekillendirildi. Dişlerin apeksine, siyanoakrilat ile plastik küreler yerleştirilerek c tipi silikona gömüldü. Örneklerdeki küreler çıkartılarak oluşan boşluğa agar jel yerleştirildi. Kök kanalları biyoseramik içerikli kök kanal patı ve preparasyonlar ile uyumlu güta perka ile tek kon tekniği ile dolduruldu. Biyoseramik içerikli kök kanal patının uygulama ucu, her grupta test edilen kök seviyesine göre stoperi ayarlanarak kanala iletildi. Dişler kök kanal patlarının sertleşmesi için 7 gün boyunca etüvde bekletildi. Daha sonra apikalden ekstrüze olan pat miktarının hacmi ve kök kanal dolum yüzdesi için ?BT ile görüntü alındı. Her dişin kök kanal dolumu ve apikalden ekstrüze olan pat hacimsel bir analize tabi tutuldu. Görüntü edinimi ve iki boyutlu projeksiyondan sonra, kesitler NRecon yazılımı, v.1.7.4.2 kullanılarak yeniden oluşturuldu. Kök kanallarının dolum hacmini, boşluk hacmini ve apikalden ekstrüze olan patın hacmini mm3 cinsinden ölçmek için CTAn yazılımı v.1.18.4.0 kullanıldı. Kök kanal dolum yüzdesi; kök kanal dolum hacminin, kök kanal dolum ve boşluk hacminin toplam değerine oranlanmasıyla hesaplandı. Kök kanal dolum yüzdesi verilerinin değerlendirilmesinde, One-Way ANOVA, Post Hoc Tukey ve bağımsız t-testi kullanıldı. Apikal ekstrüzyon verilerinin değerlendirilmesinde Ki-kare testi yapılarak, Bonferroni testi ile doğrulandı. Bulgular: 4 mm kök seviyesinde kök kanal dolum yüzdesi açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. 7 mm kök seviyesinde ise, 25/.06 apikal çapta 25/.04'e göre daha yüksek kök kanal dolum yüzdesi bulundu (P < 0,05). 4 mm kök seviyesinde uygulanan patın apikal ekstrüzyonunda gruplar arası değerlendirmede istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. 7 mm kök seviyesinde ise 30/.04 apikal çapa sahip dişlerde apikal ekstrüzyon miktarı en düşük bulundu (P < 0,05). Sonuç: 7 mm kök seviyesinde uygulanan kök kanal patı, 30/.04 apikal çapa sahip dişlerde yüksek kök kanal dolum yüzdesi ve minimal apikal ekstrüzyon ile en başarılı sonuçları göstermiştir. Kök kanal patının 7 mm kök seviyesinde uygulanması, 4 mm'ye kıyasla daha kontrollü bir dolum sağlayarak ekstrüzyon riskini azaltmıştır. Anahtar Sözcükler: apikal ekstrüzyon, biyoseramik içerikli kök kanal patı, kök kanal dolum yüzdesi, kök kanal tedavisi, mikro-bilgisayarlı tomografi.Öğe DC/TMD eksen I kullanılarak temporomandibular bozukluk tanısı konulan maloklüzyonlu hastalarda lateral sefalometrik karakteristiklerin prevalans ve duruma etkisinin eksen II ile korelasyonu(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2025) Ünal, Sami Erkan; Tümer, Mehmet KemalTemporomandibular bozukluklar, çiğneme kasları, temporomandibular eklem ve ilişkili dokuları etkileyen yaygın bir rahatsızlıktır. Literatürde TMB'nin kadınlarda daha sık görüldüğü ve hormonal, anatomik, psikososyal faktörlerin etkili olabileceği belirtilmektedir. Bu çalışmada, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne kas ağrısı şikâyetiyle başvuran 102 hasta DC/TMD tanı kriterlerine göre değerlendirildi. Lateral sefalometrik analizlerle ilişkiler incelendi. Cinsiyet ve eğitim düzeyi ile ağrı arasında anlamlı ilişki bulunmazken, meslek ile ağrı arasında anlamlı fark saptandı; özellikle özel sektör çalışanlarında bilateral ağrı daha sık gözlemlendi. Psikososyal değerlendirmede, anksiyete (GAD-7) ile sağ ve sol kas ağrısı arasında anlamlı ilişki tespit edildi . Ağrı durumu ile ağız alışkanlıkları kontrol listesi (OBC) değerleri arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Ancak depresyon (PHQ-9) ve somatizasyon (PHQ-15) ile ağrı arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Sefalometrik analizlerde, ağrı durumuna göre ortanca Occ-GoMe değerleri arasında anlamlı fark olduğu görülse de, çoklu karşılaştırmalarda bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak, TMB'nin multifaktöriyel bir yapıya sahip olduğu, meslek ve anksiyetenin etkili faktörler arasında yer aldığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte, kas ağrısı ile iskeletsel yapılar arasındaki ilişkiye dair literatür sınırlıdır. Bu nedenle, daha büyük örneklem gruplarıyla yapılacak çalışmaların konuya açıklık getireceği düşünülmektedir.Öğe Panaromik radyografilerde maksiller sinüs içerisinde görülen maksiller molar dişlerin köklerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) ile karşılaştırılması ve maksiller posterior dişlerdeki periapikal patolojilerin maksiller sinüslerdeki mukozal kalınlaşmaya etkisi(Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, 2024) Saka, Yunus Yiğit; Çimen, TansuÇalışmamızın amacı panoramik radyografilerde maksiller molar dişlerin köklerinin maksiller sinüs ile ilişkisinin değerlendirilerek Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ile karşılaştırılması ve ayrıca maksiller posterior dişlerdeki periapikal patolojilerin maksiller sinüslerdeki mukozal kalınlaşmaya etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmamızda Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda daha önceden muayene olmuş ve Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi ile maksiller bölgeyi içeren KIBT görüntüsü alınmış hastaların görüntüleri retrospektif olarak taranmıştır. Herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan, maksiller sinüslerde önceden yapılmış sinüs lift operasyonu olmayan, maksiller posterior bölgelerde implant cerrahisi yapılmamış 20-50 yaş aralığında 298 hastadan 969 adet maksiller 1. ve 2. molar diş çalışmaya dahil edilmiştir. Bulunan sonuçlara göre istatistiksel veriler IBM SPSS V23 ile analiz edilmiş olup kategorik verilerin karşılaştırılmasında Fisher-Freeman-Halton testi ve Pearson Ki Kare testi kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilk testleri ile incelendi. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılıma uymayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi kullanıldı. Çoklu karşılaştırmalar da Bonferroni Düzeltmeli Z testi ile incelenmiştir. Sonuçlar arasındaki uyumun incelenmesinde Kappa testi kullanılmıştır. Sonuç olarak panoramik radyografilerde maksiller sinüs içerisinde izlediğimiz maksiller molar dişlerin kökleri, %72,1 oranında KIBT'de de maksiller sinüs içerisinde tespit edilmiştir. Dişlerin %89'unda periapikal bölgede lezyon izlenmemiş olup bunların da %26,6'sında mukozal kalınlaşma (>2mm) tespit edilmiştir. Ayrıca mukozal kalınlaşma (>2mm) olduğunda da en sık (%39,5) 2-5 mm kalınlaşma tespit edilmiştir. Dişlerin %11'inde periapikal lezyon görülmüş olup bunların %66,3'ünde mukozal kalınlaşma (>2mm) görülmüştür. Periapikal lezyonlu dişlerde de en sık (%40,1) 2-5 mm mukozal kalınlaşma tespit edilmiştir. Periapikal lezyon varlığı ile mukozal kalınlaşma derecesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağlantı bulunmuştur (p <0,001).












